burnunun dibindekini görememek
okuduğum bu makaleye göre dikkat, görsel alan üzerinde dolaşan bir spot ışığı gibi işliyor; ışığın düştüğü yer ayrıntılı şekilde işleniyor, geri kalan yerler ise daha az fark ediliyor.
gözün en net gördüğü alan olan fovea çok küçük, bu yüzden gözler bir yere bakarken sürekli küçük sıçramalar yapıyor (sakkad). bu hareketler farkında olmadan sürekli gerçekleşiyor ve görsel dünyayı algılamamızı sağlıyor.
beyin ise görsel arama sırasında her şeyi aynı anda işleyemiyor. işin ilginç kısmı da burası. dikkat mekanizmasıyla bazı şeyleri seçiyor, diğerlerini ise görmezden geliyor.
buna “dikkat körlüğü” deniyor.
bu yüzden bazen bir şey, gözümüzün önünde olsa bile onu fark edemeyebiliyoruz. yani görmek, sadece gözle ilgili olmuyor, beynin ne beklediği de en az o kadar önemli.
ben bu durumla çeviri yaparken sık sık karşılaşıyordum ve bunun beynin yaptığı bir şey olduğundan neredeyse emindim. sadece bunun bilimsel bir açıklaması olduğunu bilmiyordum.
bir metinle çok fazla içli dışlı olduğunuzda gözünüz ekrana baksa bile beyniniz eksik parçaları otomatik olarak tamamlamaya çalışıyor; görmeyi beklediği şeyi görüyor.
bu yüzden metin kontrolünü sonraya bırakmak gerekiyor. biraz kendinizi ve metni dinlendiriyorsunuz. metinden bir süre uzaklaşıyorsunuz, beynin otomatik pilotunu kırıyorsunuz ve son kontrolü yeni bir gözle yapıyorsunuz.